Osmanlı sultanlarını övecek olduğumuzda “Anadolu siyasi birliğini sağladı” şeklinde bir ifade kullanırız ve bu bize çok önemli gelir. Ben de kimi yazılarımda bu konuya değindim. Muhakkak ki çok önemli bir konu ve gerektiği değer de veriliyor. Yani Anadolu siyasi birliğini kurmak, sağlamak, hele hele dağılmış birliği toparlamak tarif edilemeyecek kadar önemli. Birinci Mehmet’in Ankara Savaşı sonrası darmadağın olan bir devleti Anadolu siyasi birliğini sağlamak önceliğiyle nasıl toparladığını bu sayfalardan anlatmaya çalıştım. Ben de bu hususa değer verenlerdenim. Fakat Osmanlı sadece Anadolu’dan oluşan bir organizasyon değildi. Türkiye Cumhuriyeti’ni Anadolu’ya hapsedebiliriz ama Osmanlı’yı hapsedemeyiz. Başkentin sürekli olarak Anadolu topraklarında kalması da Anadolu’nun önemini arttırmıştır tabii ki.

Malazgirt zaferiyle bu topraklara ilk adımlarımızı atmıştık. Keşif harekâtları olsun, öncü birliklerin operasyonları olsun zafere giden yolda önem arz eden faaliyetlerdir. O tarihlerden bugünlere kadar da Anadolu vatanımız olarak kaldı. Gerek Müslüman gerekse de Türk kimliğiyle bir anavatan haline gelmiştir.

Osmanlı Devleti beylik olarak Anadolu merkezli bir beylik olarak kabul edilebilir. Kabul edilebilir ifadesi hafif kalıyor, öyle. Söğüt civarında ortaya çıkan beylik daha sonra tüm Anadolu’yu ve sonrasında da Kafkasya’yı, Ortadoğu’yu, Balkanlar’ı kontrol eden bir devlet haline gelmiştir. Şüphesiz bunda Anadolu coğrafyasının potansiyelini doğru kullanma da önemli. Anadolu her yönüyle bir hazine, her yönüyle sırt yaslanabilecek bir diyar… Salt askeri güç olarak düşünmemek gerekiyor. İnsanının dürüstlüğü, genleriyle getirdiği savaşkan özellik, organizasyon yeteneği meseleyi sadece askeri güç ya da asker sayısı dolaylarında düşünmemeyi gerektiriyor.

Dünya yüzeyine göre bir değerlendirme yapıldığında Anadolu küçük bir toprak parçası olarak kalıyor. Bunun böyle olması son derece doğal ve de pek çok memleket için de böyledir. Ama bu kadarcık alanda ne kadar beylik, ne kadar birim ortaya çıkmış… Bu topraklara ya da birimlere sahip olan ve bütünüyle sahip olan Osmanlı sadece coğrafyaya sahip olmuş olmadı. Aynı zamanda organizatörlüğe alışmış, çeşitli zamanlarda varlıklarına son verilip geri kazanmış ya da kazandırılmış gruplara da sahip olmuş oldu. Muhakkak bunun bir getirisi, bir faydası olacaktı. O da Osmanlı Devleti’nin savaşkan gücüne katkıyla oldu. Zaten Osmanlı sistemi gerek askeri yönden gerekse de sosyal yönden –toplumu tutmak, memnun etmek bakımından düşünülebilir- sistem lafının boşa sarf edilmeyeceği şekilde dizayn edilmiştir. İşte bu sistem ve sonradan bağlanacak beyliklerin alışageldiği yaşam şekli uyuşma göstermiştir. Bu uyuşmayı da dikkatle irdelemek gerekli. Beyliğin devlet, devletin çokuluslu bir organizasyon durumuna yükselmesinde beylik yapısının bir başka beyliğe –hatta benzer beyliğe- iltihakı önemli bir faktördür.

Fetihlerle kazanılan topraklar, memleketler bir süre sonra dışişlerini değil içişlerini ilgilendirir hale geliyor. Mesela bir Karamanoğlu Beyliği fethinden önce Osmanlı’nın dış ilişkilerini ilgilendirirken fethinden sonra artık içişlerini ilgilendirir hale gelmiştir. Oradaki problemler, halkın ekonomik sorunları ya da olası isyan hareketleri artık devleti içeriden ilgilendiren meseleler olmuştur. Balkanlarda da, Kafkaslarda da fetihler oldu, oralar da içselleştirildi ama Anadolu’da olduğu gibi bir bütünleşme olmadı. Daha çok vergilerle idare edilen, merkezden uzakta bölge insanı arasından çıkmış valilerce yönetilen o topraklar Anadolu’nun taşıdığı anlamı taşımıyordu belki de. Buradan bir ayrım veya başka gözle bakma anlamı çıkarılsın istemem. Osmanlı için fethedilen yerdeki mefkûre önemli idi. O da darülharbin darülislam haline getirilmesi mefkûresidir. Anadolu coğrafyasının biraz daha bizden olması da birliğin bozulmamasına çalışılmasında, bozulan birlin derhal sağlanmasında –en azından buna çalışılmasında- etkendir. Osmanlı ırki düzlemde düşünülmeyecek bir devletti ama Anadolu’nun ırki ve dini yönden herhangi bir çalışma gerek duyulmaksızın bünyeye dâhil edilebildiğini de kabul etmek gerekiyor. İskân hareketlerinde de grupların Anadolu topraklarından götürüldüğünü de unutmamak gerekiyor. Osmanlı daima yeni fethedilen ya da dönüşüme ihtiyacı olan yerleri Anadolu insanı vasıtasıyla dönüştürmeyi, “bizdenleştirmeyi” –asimilasyon değil- düşündü. Bu noktada da Anadolu’nun ve insanının önemi ortaya çıkıyor.

Bozulan ya da bozulmaya yüz tutan Anadolu Siyasi Birliğini yeniden sağlamak devletin birinci meselesi haline gelmiştir. Devletin mayasının ya da özünün bu topraklar olduğunun kabulü bunda en büyük faktördür.

22.12.210

About these ads